2026, küresel sistem için bir “ara yıl” değil, açıkça bir kırılma eşiği. Eurasia Group’un Top Risks 2026 raporu dünyayı bekleyen fırtınayı anlatıyor; ama asıl soru şu: Bu fırtına Türkiye’yi nasıl vurur? Türkiye raporda manşet ülke değil. Ama bu, etkilenmeyeceği anlamına gelmiyor. Tam tersine… Türkiye tam da bu raporun tarif ettiği gri bölgede duruyor: ne merkezin içinde, ne de dışarıda. Ve bu pozisyon hem risk, hem fırsat.
ABD içine kapanırken: Türkiye’nin “Belirsizlikle Yaşama” avantajı var. Rapora göre 2026’nın en büyük riski, ABD’nin dış tehditler değil kendi iç siyasi devrimi. Amerika daha öngörülemez, daha kişisel ve daha sert bir dış politika izliyor. Bu şu anlama geliyor: Artık kimse ABD’ye uzun vadeli, “kurallara dayalı” bir ortak gibi bakmıyor. Türkiye için bu yeni bir durum değil. Ankara, yaklaşık on yıldır ABD ile öngörülemezlik pratiği yapıyor. Yaptırım tehdidi, ani politika değişimleri, müttefiklik krizleri… Türkiye bağışıklık kazanmış sayılır. Bu yüzden 2026’nın “ABD kaynaklı küresel belirsizliği”, Türkiye açısından sürpriz değil; hatta bazı alanlarda hareket serbestisi yaratıyor.
Avrupa kuşatma altındayken: Türkiye Kapı Önünde. Raporda Avrupa için kullanılan ifade net: “under siege” — kuşatma altında. Siyasi merkezler zayıf, aşırı uçlar güçlü, karar alma yavaş. Bu tablo Türkiye için tanıdık bir fırsat alanı:
- Avrupa savunmada zorlanıyor → Türkiye askeri ve güvenlik kapasitesiyle vazgeçilmez hale geliyor
- Avrupa enerji dönüşümünde bocalıyor → Türkiye transit ülke olarak yeniden öne çıkıyor
- Avrupa siyasi olarak parçalanıyor → Türkiye ile “değerler” değil “çıkarlar” konuşuluyor
Kısacası 2026’da Avrupa, Türkiye’ye ders veren bir aktör olmaktan çok, Türkiye’yle pazarlık yapan bir aktöre dönüşüyor.
Çin elektronları satarken, Türkiye arada kalıyor Rapordaki en çarpıcı tespitlerden biri şu:
Çin elektriği, Amerika fosili satıyor.
Türkiye ise tam ortada. Çin’in ucuz teknolojisi cazip; Batı’yla bağlar hâlâ hayati. Bu ikilem, Türkiye’yi zorluyor ama aynı zamanda pazarlık gücü veriyor. Ne tam Çin’e yaslanmak mümkün, ne de Batı’yı gözden çıkarmak. 2026’da Türkiye için kritik soru şu olacak: “Teknoloji ve sanayide taraf mı seçeceğiz, denge mi kuracağız?”
Küresel dağınıklık, Türkiye’nin doğal habitatı. Raporda sık sık geçen bir kavram var: G-Zero dünyası. Yani kimsenin liderlik etmediği, herkesin kendi derdine düştüğü bir sistem. Bu, Almanya için kâbus. Japonya için kriz. Ama Türkiye için… alışıldık bir zemin. Türkiye uzun süredir:
- Çoklu kriz yönetiyor
- Aynı anda birden fazla aktörle pazarlık yapıyor
- Net bloklar yerine esnek ilişkiler kuruyor
Bu yüzden 2026’nın kaotik düzeni, Türkiye’yi otomatik olarak zayıflatmıyor. Aksine, doğru hamlelerle alan açabilir.
Sonuç: Türkiye risk altında mı? Evet. Ama seyirci değil. 2026 dünyası güvenli değil. Ama artık güvenli dünya diye bir şey de yok. Eurasia Group raporu şunu söylüyor: Kurallar çözülüyor, güç kişiselleşiyor, belirsizlik kalıcılaşıyor.
Türkiye bu tabloda:
- Ne kazananlar liginde
- Ne de kaybedenler grubunda
Türkiye oyunun içinde, ama sonucu garanti olmayan bir oyunda. Ve belki de 2026’nın en gerçekçi tanımı şu:
Hazırlıklı olan değil, belirsizlikte yön bulabilen ayakta kalacak.
Türkiye’nin sınavı da tam olarak bu.


