Her yıl 15 Temmuz geldiğinde aynı tartışmalar yaşanıyor. Kimileri o geceyi sadece siyasi bir olay olarak görüyor, kimileri ise tarihten kopuk bir şekilde değerlendiriyor. Ben ise meseleye çok daha farklı bakıyorum. Benim için konu hiçbir zaman siyaset olmadı; konu vatandır. Belki de bu düşüncemin temelinde ailemin hikâyesi var. Ben Bulgaristan göçmeni ailenin evladıyım. Büyüklerimden dinlediğim göç hikâyeleri, geride bırakılan evler, tarlalar, hatıralar ve sırf Türk oldukları için yaşanan zorluklar bana küçük yaşlardan itibaren tek bir gerçeği öğretti: Vatanın kıymeti, onu kaybetme ihtimaliyle daha iyi anlaşılır.
Bu yüzden bayrak benim için sadece bir kumaş parçası değildir. Devlet sadece resmi kurumlardan ibaret değildir. Toprak ise üzerinde yaşadığımız sıradan bir arazi değildir. Bunların her biri, yüzlerce yıllık mücadelenin ve sayısız fedakârlığın mirasıdır.
15 Temmuz’da bu ülke için can veren vatandaşlarımızı ve güvenlik güçlerimizi rahmetle anıyorum. Onlar da bu milletin kahramanlarıdır. Ancak şunu hiçbir zaman unutmamalıyız; bu topraklar sadece 15 Temmuz’da verilen mücadeleyle vatan olmadı.
1071‘de Malazgirt’te Sultan Alparslan’ın ordusu Anadolu’nun kapılarını açarken de Türk milleti vardı.
1453′te Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederken de…
1915‘te Çanakkale’de dünyanın en güçlü ordularına “Çanakkale Geçilmez” dedirten Mehmetçik de aynı ruha sahipti. Seyit Onbaşı’nın omuzladığı mermi, Yahya Çavuş’un direnişi ve ismini bilmediğimiz binlerce kahraman, bize bağımsızlığın bedelini gösterdi.
Ardından Kurtuluş Savaşı geldi.
Sakarya’da, Dumlupınar’da, Büyük Taarruz’da can veren kahramanlar olmasaydı bugün belki de özgür bir ülkede yaşamıyor olacaktık.
Kıbrıs’ta şehit düşen Mehmetçiklerimizi de…
Terörle mücadelede hayatını kaybeden askerimizi, polisimizi, jandarmamızı da…
Sınır ötesinde görev yaparken şehit olan evlatlarımızı da…
Ve 15 Temmuz gecesi devletine ve milletine sahip çıkarken hayatını kaybeden vatandaşlarımızı da aynı saygıyla anıyorum.
Çünkü benim gözümde şehitlerin arasında tarih sıralaması yapılmaz.
Hepsi aynı bayrağın evladıdır.
Türkçülüğü de hiçbir zaman başkalarına üstünlük taslamak olarak görmedim. Benim anladığım Türkçülük; tarihini bilmek, kültürüne sahip çıkmak, devletini korumak, milletini sevmek ve gelecek nesillere güçlü bir ülke bırakmak için çalışmaktır.
Milliyetçilik sadece nutuk atmak değildir. Vergisini dürüst ödemektir. İşini en iyi şekilde yapmaktır. Üretmektir. Bilim üretmektir. Adaletli olmaktır. Ve gerektiğinde vatanı için hiçbir karşılık beklemeden fedakârlık yapabilmektir.
Bir Bulgaristan göçmeni olarak şunu çok iyi biliyorum: İnsan doğduğu yeri terk etmek zorunda kalabilir. Evini, toprağını, çocukluğunu geride bırakabilir. Ama kimliğini, dilini ve milletine olan bağlılığını yanında taşır. İşte bu yüzden vatanın değerini belki de en iyi, onu kaybetmenin ne demek olduğunu bilenler anlar.
Bugün bize düşen görev, şehitlerimizi sadece belirli günlerde hatırlamak değil; onların uğruna mücadele ettiği değerlere sahip çıkmaktır.
Malazgirt’i unutmadan…
Çanakkale’yi unutmadan…
Sakarya’yı unutmadan…
30 Ağustos’u unutmadan…
Kıbrıs’ı unutmadan…
Terörle mücadelede verdiğimiz şehitleri unutmadan…
Ve 15 Temmuz’u da unutmadan…
Çünkü tarih bir bütündür. O bütünü koruyabildiğimiz sürece güçlü bir millet olarak kalabiliriz.
Rabbim bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.
Aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi minnetle anıyor; bu vatan uğruna can veren tüm ecdadımızın önünde saygıyla eğiliyorum.
Ne mutlu Türk’üm diyene.


