Son yıllarda Ticaret Bakanlığı tarafından yürütülen Sonradan Kontrol ve İkincil Kontrol denetimlerinde önemli bir artış yaşanmaktadır. Yapay zekâ destekli risk analizleri, büyük veri uygulamaları ve dijital denetim altyapıları sayesinde geçmiş yıllara ait ithalat ve ihracat işlemleri yeniden incelenmekte; eksik vergi tahakkuk ettiği düşünülen işlemler için milyarlarca liralık ek tahakkuk ve idari para cezası düzenlenmektedir. Bu kapsamda son dönemde milyarlarca liralık ek tahakkuk ve ceza uygulandığı kamuoyuna açıklanmıştır. Devletin vergi kaybını önleme amacı son derece meşrudur. Ancak hukuk devletinde önemli olan yalnızca ceza kesmek değil, hukuka uygun ceza kesmektir. Bugün tartışılması gereken asıl konu da budur.
Kamuoyunda açıklanan milyarlarca liralık ceza rakamları çoğu zaman kesinleşmiş kamu geliri gibi algılanmaktadır. Oysa gerçek tablo farklıdır.
Ek tahakkukların önemli bir bölümü; Vergi Mahkemelerinde, Bölge İdare Mahkemelerinde, Danıştay’da dava konusu yapılmaktadır.
Mahkemeler tarafından; yanlış GTİP tespiti, eksik inceleme, hatalı kıymet değerlendirmesi, usule aykırılık, savunma hakkının ihlali, yetersiz teknik gerekçe nedenleriyle birçok işlem iptal edilebilmektedir. Dolayısıyla ilk aşamada açıklanan tahakkuk tutarlarının tamamı kesinleşmiş kamu geliri değildir.
İptal edilen her işlem yalnızca ilgili firma açısından sonuç doğurmamaktadır. Asıl maliyet kamuya yansımaktadır. Çünkü dava sürecinde; mahkeme giderleri, bilirkişi ücretleri, idarenin hukuk birimi maliyetleri, personel giderleri, posta ve tebligat masrafları, vekâlet ücretleri, iade edilen vergiler, faiz ödemeleri doğrudan kamu bütçesinden karşılanmaktadır. Başka bir ifadeyle; hukuka aykırı olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen her işlem, kamu kaynaklarının gereksiz kullanılmasına neden olmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu açıkça belirtilmiştir. Anayasa’nın 125. maddesi ise;
“İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır.”
hükmünü içermektedir.
Bu düzenleme, kamu gücünü kullanan her idari işlemin bağımsız yargı tarafından denetlenebileceğini ortaya koymaktadır. Danıştay da yerleşik kararlarında, idarenin takdir yetkisinin sınırsız olmadığını, işlem ve eylemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından yargısal denetime tabi olduğunu sürekli vurgulamaktadır. Dolayısıyla denetim yapan kamu görevlisinin amacı yalnızca ceza düzenlemek değil, hukuka uygun işlem tesis etmek olmalıdır.
Kamu yönetiminde performans çoğu zaman; düzenlenen rapor sayısı, kesilen ceza miktarı, yapılan denetim sayısı ile ölçülmektedir. Ancak daha önemli bir gösterge bulunmaktadır. Mahkemeler tarafından onanan işlem oranı. Çünkü; 100 adet ceza düzenleyip bunların 70 tanesini mahkemede kaybetmek başarı değildir. Buna karşılık; 50 işlem yapıp bunların tamamının yargı denetiminden geçmesi hem hukuk devleti ilkesine hem de kamu yararına daha uygundur.
Burada kamu görevlilerini cezalandırmayı değil, kurumsal kaliteyi artırmayı öneriyoruz. Bu kapsamda aşağıdaki kriterler değerlendirilebilir:
- Mahkemelerce iptal edilen işlem oranı,
- Kesinleşen iptal kararlarının gerekçelerinin kurumsal analiz edilmesi,
- Aynı nedenle tekrar eden hataların izlenmesi,
- Eğitim ihtiyacının belirlenmesi,
- İç denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi.
Bu yaklaşım cezalandırıcı değil, önleyici bir kamu yönetimi anlayışını destekler
Mevcut mevzuatta, mahkemeler tarafından iptal edilen ek tahakkuk veya gümrük cezalarının bunları düzenleyen kamu görevlisinin özlük dosyasına veya siciline otomatik olarak işleneceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak kamu yönetiminde hesap verebilirlik ilkesinin güçlendirilmesi amacıyla şu konu tartışmaya açılmalıdır: Kesinleşmiş yargı kararlarıyla hukuka aykırı olduğu belirlenen işlemler, ilgili birimlerin kurumsal performans değerlendirmelerinde dikkate alınmalı mıdır Kanaatimizce cevap evettir. Burada amaç personeli cezalandırmak değildir. Amaç; aynı hukuki hataların tekrarını önlemek, kamu zararını azaltmak, gereksiz dava yükünü önlemek, kamu kaynaklarını korumaktır..
Nasıl ki özel sektörde hatalı kararlar kalite yönetim sistemlerinde analiz ediliyorsa, kamu yönetiminde de iptal edilen işlemler kurumsal öğrenmenin bir parçası hâline getirilmelidir.
Hukuka aykırı işlemler; yatırım ortamını bozar, yabancı yatırımcı güvenini azaltır, firmaların finansman maliyetini artırır, ihracatçının rekabet gücünü düşürür, yargının iş yükünü artırır. Dolayısıyla oluşan zarar yalnızca tahsil edilemeyen vergi değildir. Asıl zarar; kaybedilen zaman, bozulan güven ve tüketilen kamu kaynaklarıdır.
Danıştay’ın birçok kararında hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri olarak idarenin hukuka bağlı hareket etmesi, takdir yetkisinin yargısal denetime açık olması ve idari işlemlerin hukuki denetime tabi olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarında, idarenin işlemlerinin hukukilik denetiminin kamu yönetiminin vazgeçilmez güvencesi olduğu belirtilmektedir.
Vergi kaybının önlenmesi devletin görevidir. Ancak hukuk devletinde amaç ne kadar ceza kesildiği değil, ne kadar doğru ceza kesildiği olmalıdır. Mahkeme tarafından iptal edilen her ek tahakkuk ve her idari para cezası, yalnızca ilgili mükellefin haklı çıktığını değil; aynı zamanda kamu kaynaklarının gereksiz yere kullanıldığını da göstermektedir.
Bu nedenle artık performans değerlendirmelerinde yalnızca düzenlenen ceza tutarları değil; yargı tarafından onanan işlem oranı, iptal gerekçeleri, tekrar eden hukuki hatalar, eğitim ve kalite göstergeleri de dikkate alınmalıdır.
Güçlü devlet, çok ceza kesen devlet değil; hukuka en uygun işlemi tesis eden devlettir. Hukuk devleti ilkesinin gerçek anlamı da budur.cc


